geliyooo7.com


 
AnasayfaGaleriAramaKayıt OlGiriş yap
En son konular
» Windows XP SP3 Full türkçe serial
2012-04-20, 23:43 tarafından kangokhan

» 1. Türkiye'ye Özel Türk Xp Teması
2012-04-14, 18:35 tarafından recepali

» Nod32 3,0,414 yeni full sürüm+crack+türkçe Kaçmaz Rizelisesi
2010-12-06, 17:32 tarafından swordkilic

» Kurtlar Vadisi XP tema Full rize lisesi
2010-11-20, 16:29 tarafından zeus

» bedava .com , .org , . net uzantılı alan adı alma
2010-09-24, 21:22 tarafından wrangey55

» Kitap özeti isteklerini buraya yazın 24 saat içinde bulalım.
2010-01-05, 21:16 tarafından FREE BOY

» Daemon Tools Pro 4.10.0215 full Crack+türkçe
2009-10-27, 20:55 tarafından cengiz_arici

» Windows Media Player 12 FULL 2008/ Rize Lisesi
2009-10-04, 09:20 tarafından ozkanud

» rizelisesi.yoo7.com ÜYELERİ BURAYI LÜTFEN OKUYUN.....
2009-08-14, 14:12 tarafından kitty_girl

» İNNA-HOT (İNGİLİZCE-TÜRKÇE)
2009-08-14, 13:51 tarafından kitty_girl

» HALİL KOLÇAK-DOĞUDAN DOĞANIM
2009-08-11, 23:09 tarafından kitty_girl

» ATİYE DENİZ-MUAMMA
2009-08-11, 23:07 tarafından kitty_girl

» ATYİYE DENİZ-SALLA
2009-08-11, 23:06 tarafından kitty_girl

» hangi oyun
2009-08-11, 22:56 tarafından kitty_girl

» fergie-big girls don't cry (ingilizce ve türkçe çeviri)
2009-08-11, 22:40 tarafından kitty_girl

» Vista Tadında Orjinal Xp ( Vista Kuramayanlara TÜRKÇE ! ) Vi
2009-08-07, 13:16 tarafından sinan_604

» Nero 8 Ultra Edition v8.1.2.0 + Keygen
2009-08-07, 03:34 tarafından agatha

» Photoshop CS3 (Full +Crack+Türkçe)
2009-08-07, 03:29 tarafından agatha

» Internet Explorer 7 Türkçe İndir Rize Lisesi farkıyla
2009-08-07, 03:29 tarafından agatha

» Rapid belli saatlerde bedava ve sınırsız
2009-07-19, 23:44 tarafından kelerli

» 2008 antı vırus paketi
2009-03-06, 15:45 tarafından mgulcek

» KOCA KAFALAR gibi Video yapın
2009-02-21, 12:19 tarafından illegal_fb

» en yeni vista teması
2009-02-21, 12:15 tarafından illegal_fb

» ~ ` ^^``Windows XP VISTA ULTIMATE (TURKCE) [FİNAL]``^^ ` ~ »
2009-02-21, 10:40 tarafından illegal_fb

» Yerli programlar açıklamalı+resimli
2009-02-21, 10:38 tarafından illegal_fb

Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
Anket
Portal'daki Son Beş konu ne ile ilgili olsun
 Tanışma
 Hertelden
 Aşk/sevgi
 Müzik/bölümü
Sonuçları Gör
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En iyi yollayıcılar
İLLEGAL
 
MüDüR
 
pisLik
 
»B¿LGé¯ZëH®ã«
 
HëLP¯GÌ®L
 
ozi
 
kitty_girl
 
NoN-ToxiT
 
r4pun1ty_mat
 
dilek
 
Anahtar-kelime
tools counter Kaçmaz full sürüm yenilikler +crack yeni 2008 +türkçe türkçe mezunları dönemi lisesi nasıl tema windows atatürk atatürkün fifa yaptığı nero nod32 rize Rizelisesi türk
Tollbar
Ad: Video Actor
Paylaş | 
 

 Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MüDüR
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi


Erkek
Mesaj Sayısı: 483
Yaş: 23
Nerden: Güneşin Sağına Doğru 4.Gezegen...
Okul: rize lisesi
Sınıf: 11-tm-B
Ruh hali: Ölü
Hangi takımlısın: BjK
Müzik:: Rap
Reputation: 0
Puan: 51960
Kayıt tarihi: 22/08/07

Oyun
Üye Üye:
100/100  (100/100)
İyi Üye: 30

MesajKonu: Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler   2007-10-19, 09:31

Atatürk'ün
ilke ve gerçekleştirmiş olduğu devrimleri Atatürkçü düşünce sistemi
içerisinde inceleyebiliriz. Atatürkçülük: Esasları Atatürk tarafından
belirlenen; devlet hayatına, fikir hayatına, ekonomik hayata, toplumun
temel kurumlarına, devletin rejimi ve işleyişine ilişkin gerçekçi
fikirlere ve ilkelere Atatürkçülük denir. Atatürkçülük;Türk
milletinin,bu gün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip
olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve
bilimin rehberliğinde, Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine
çıkarılması amacını hedef alır (İlköğretim Atatürkçülük ve İnkılap
Tarihi 8.Sınıf Ders Kitabı).




Türkiye Cumhuriyeti'nin güçlenmesi ve gelişmesi Türkiye
Cumhuriyetinin her türlü tehlikeye karşı korunabilmesi için
Atatürkçülüğün bilinmesi ve bunun hayata geçirilmesi gerekir. Çünkü
Türkiye Cumhuriyetinin temeli Atatürkçü düşünce sistemidir. Atatürk'ün
6 tane ilkesi bulunmaktadır. Bunlar:











1. Cumhuriyetçilik: Cumhuriyet
halkın yönetime katılması ve milli iradenin egemenliğidir. Atatürk'ün
deyimiyle; 'Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemiyle devlet şekli
demektir.'




2. Milliyetçilik: Milli
birlik ve beraberlik anlamına gelmektedir. Atatürk milliyetçiliğinde
ırkçılık yoktur. Atatürk milliyetçiliği ülke birliği ve ortak geçmiş ve
geleceği öngörmektedir.




3. Halkçılık: Cumhuriyetçiliğin ve milliyetçiliğin doğal bir sonucudur. Halkçılık herkesin kanun önünde eşit olmasını öngörmektedir.





4. Laiklik: Din ve devlet
işlerinin ayrıldığını öngören laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür. Temel
bir ilke olan laiklik akıl ve bilimi esas alır.




5. Devletçilik: Ekonomik ,
kültürel ve sosyal kalkınmada devlete düşen görevleri belirlemek için
Atatürk'ün koyduğu temel ilkelerden biridir. Bu ilkenin amacı Türk
toplumunu çağdaş uygarlık refah düzeyine yükseltmektir.





6. İnkılapçılık: Yenilik
değişiklik ve çağdaşlık demektir. Atatürkçülüğün inkılap anlayışı
eskiyi, kötüyü kaldırıp yerine yeniyi, iyiyi ve güzeli koymaktır. Bu
anlayış, sürekli olarak çağdaşlaşmayı kapsar.




Atatürk'ün ilkelerini incelediğimizde bunların bazı ortak
özelliklerinin olduğunu gözlemleriz. Bunları kısaca açıklamak gerekirse
şu sonuç ortaya çıkar. Atatürk ilkeleri toplum ihtiyacından doğmuş akla
ve mantığa dayanır. Türk toplumunda bu ilkeler hem sözle söylenmiş hem
de pratikte uygulanmıştır. Bu ilkeler günümüzde etkinliklerini koruya
bilmişse bu, ilkelerin toplum tarafından benimsendiğinin bir
göstergesidir. Bu ilkeler bir bütündür. Yani bir vücudu oluşturan
azalar gibidir ve bölünemezler. Atatürk ilkelerini bütünleyen ilkelerde
bulunmaktadır. Bunlar :




a) Milli egemenlik





b) Milli birlik ve beraberlik





c) Akılcılık ve bilimsellik





d) Çağdaşlılık ve batılılaşma





e) İnsanlık ve insan sevgisi





f) Özgürlük ve bağımsızlık





g) Yurttta sulh cihanda sulh






Bu ilkelerin hepsi de farklı olmasına rağmen hepsinin temelinde yenilikçi bir anlayış yatmaktadır.





Atatürk toplum hayatını düzenlemek ve ilerlemeyi sağlamış olan batı
devletlerine ayak uydurabilmek için bazı devrimler gerçekleştirmiştir.
Bu devrimler şunlardır:





1. Siyasal Alanda Yapılan Devrimler:
Atatürk toplum hayatını kemiren monarşik yönetimi kaldırmak ile siyasal
alandaki ilk devrimini yapmıştır yani cumhuriyeti ilan etmiştir. Bunu
gerçekleştirmek için önce saltanatı kaldırmıştır. Bu devrimler sosyal
hayatı derinden etkilemiştir ve toplum kabuk değiştirmiştir. Din
hayatını devletten çekmek için ise halifeliği kaldırmıştır. Bu da laik
bir hayatın başlangıcı olmuştur ki eğitim için çok önemli bir değişim
olmuştur. Halifeliğin kaldırılması ile laiklik konusunda büyük bir adım
atılmıştır.





2. Toplumsal devrimler :
Toplumsal yapı unsurlarının bir çoğunda yapılmıştır. Asıl toplumun
tabanına inen yani teferruat sayacağımız devrimler olmuş. Kılık
kıyafetten soyadı kanununa, ölçü, saat ve takvim gibi hayatın birçok
alanıyla ilgilidir. Toplum zor da olsa bu devrimlere ayak uydurmuş ve
çektiği zorlukların mükafatını ileriki zamanlarda almıştır.




3. Hukuk Devrimi: Mecelle
kaldırılmış ve Türk medeni kanunu getirilmiş. Aile hayatından siyasi
haklara, eğitimden özel haklara bir çok yönüyle modernleşmenin önü
açılmıştır. Ayrıca laikliğin hukuk düzenine uygulanması da
gerçekleşmiştir.




4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:
Yozlaşmış kurumlardan biri olan medreseler kapatılmış, öğretim
birleştirilmiş(tevhid-i tedrisat kanunu), yeni Türk harfleri kabul
edilmiş, yüksek öğretimler kurumları düzenlenmiştir. Atatürk
Osmanlıdaki eğitim sistemini toplumun ihtiyaçlarına cevap veremeyeceği
görüşündedir. Bu nedenle modern eğitim sisteminin oluşturulmasına karar
vermiştir. Bu konuda Arap alfabesinin kaldırılması ile eğitimde
modernleşme hareketleri hız kazanmıştır.





5. Ekonomik Alandaki Devrimler:
Aşar gibi köylüyü ezen vergiler kaldırılmış. Çiftçi üretim için teşvik
edildi. Teşviki sanayi kanunu ile sanayi alanında çalışmalar
başlatılmıştır. I ' II kalkınma planları uygulanmıştır. Sanayi alanında
gerekli değişimler yapılmıştır.





ATATÜRKÜN EĞİTİM FELSEFESİ





Atatürk'ün eğitim politikası kendi zamanının diğer devlet
politikalarından farklıydı. O tarihlerde ülkeler kendi eğitim
politikalarını yani eğitim felsefelerini oluştururken mensubu oldukları
unsurları eğitim sisteminin içine koyuyorlardı. Örneğin faşist İtalya
kendi eğitim politikasını kendi devlet yapısına göre şekillendiriyordu.
Aynı şekilde totaliter devletlerde eğitim politikalarını oluştururken
'din' faktörünü temel esas olarak almışlardır. Yani bütün eğitim
politikalarını tek bir unsur üzerine inşa ediyorlardı. Bunun örneğini
Osmanlı İmparatorluğunda görmekteyiz. Atatürk bütün bunları görmüş ve
eğitimin felsefi manada 'monist' yani 'tekçi' olmamasının gerektiğini
belirterek yeni Türk eğitiminin temelini atarken eğitimin birden fazla
unsuru kapsamasına özen göstermiş ve Türk eğitim felsefesinin temeline
bilimi, akılı ve fenni koymuştur. Bu da bize Atatürkçülüğün katı bir
doktrin olmadığını gösteriyor.



Atatürkçü düşünce sistemi eğitimde; 'yaşamda en gerçek yol
göstericinin bilim olduğu'nu esas alır. Paradigma piramitlerinin üst
üste bindiği ve bilişim toplumu yolunda ilerleyen bir dünyada, bundan
daha azı kabul edilemez. Bunu kavraması ve öğrencilerine kavratması
gereken öğretmendir.




Atatürk eğitim için yön belirlerken Osmanlıdan devraldığı mirası
göz önünde bulundurmuştur. Yeni eğitim sisteminin bu miras üzerine
kurulamayacağını çok iyi biliyordu ve yapmış olduğu devrimlerle eğitime
yön vermiştir. Çünkü Osmanlı imparatorluğunun eğitim sistemi geleneksel
dediğimiz totaliter bir biçimdeydi. Son zamanlarda yenileşme
hareketlerinin etkisiyle de eğitim alanında yenilikler olmuştur. Yeni
okulların kurulması ile beraber geleneksel eğitim ile yenilikçi okullar
beraber eğitim vermeye başlamış ancak buda eğitimde ikiliklerin
olmasına sebep olmuştur. Osmanlı imparatorluğundaki eğitim sisteminin
aksayan bir diğer yanı da eğitimde karma sistemin olmaması idi yani
erkekler okuma yazma öğrenirken kızlara bu hak pek fazla
verilmemekteydi. Osmanlı imparatorluğu yıkılırken hakkın %90 ı okuma
yazma bilmiyordu.




Atatürk eğitim politikasını oluştururken akıl ve bilimi esas
almıştır. Bunu yaparken de batılılaşmayı hedef olarak görmüştür. Asıl
hedef ise muasır medeniyetler seviyesine çıkmaktır.
Maarifimizin böyle kötü şartlar içinde bulunduğu bir sırada
Yunanlılarla harp devam etmekte. Sakarya'da savunma hazırlıkları
sürdürülmektedir. Maarifin Milli Mücadele kadar önemli olduğunu
belirten Mustafa Kemal Paşa 15 Temmuz 1921'de Ankara'da Maarif
Kongresi'nin toplanmasını istedi ve kongrede yaptığı konuşmada; 'Bizi
yaşatmak istemeyenlere karşı, yaşamak hakkımızı savunmak üzere toplanan
TBMM burada, Ankara'da kuruldu. Bugün Ankara Millî Türkiye'nin Millî
Maarifini kuracak kongrenin açılmasına da sahne olmakla bir daha
şereflenecektir. Şimdiye kadar takip edilen talim ve tahsil ve terbiye
usullerinin milletimizi tarihi tedenniyatında (gerilemesinde) en mühim
bir âmil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir millî terbiye programından
bahsederken, eski devrin hurafatından ve evsafı fıtriyemize (milli
bünyemize) hiçte münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve
garptan gelebilen bilcümle tesirlerden uzak, seciye-i milliye ve
tarihiyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dehamızın
tam olarak gelişmesi böyle bir kültür ile temin olunabilir'[2]




Bu görüşü ile Atatürk geleneksel eğitimin yenilenen Türk toplumunun ihtiyaçlarını gidermekte yetersiz kaldığını belirtmiştir.





Atatürk ulusal eğitimin yaygınlaşması için; eğitime ve öğretmenlere çok
işin düştüğünü belirterek 24 Mart 1923 günü Kütahya lisesinde yaptığı
konuşmada şunları söylemiştir: 'Toplumumuzu gerçeğe ve mutluluğa
eriştirmek için iki orduya gerek vardır. Biri, vatanın hayatını
kurtaran asker ordusu, diğeri ulusun geleceğini yoğuran irfan ordusu
'[3]




Eğitimin temel görevinin devletin varlığını sürdürmek olduğunu
bilen Atatürk, 27 Ekim 1922 günü yaptığı konuşmada 'çocuklarımıza ve
gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara temel
olarak şunları öğreteceğiz: 1) Ulusuna 2) Türkiye devletine 3) Türkiye
büyük millet meclisine düşman olanlarla savaşma gereği'[4]







Büyük eğitimci ve devlet adamı olan Atatürk ün eğitim ve eğitimciye
verdiği önemden sonra Türk eğitim modelinin geliştirilmesinde dikkate
alınması gereken temel ilkeler vardır. Bu ilkeler incelendiğinde
görülecektir ki Atatürk ün eğitimle ilgili düşünce ve görüşleri bu
günden daha moderndir. Eğitimde bize yol gösteren ilkeler şunlardır:





1. Eğitimimiz ulusal olmalıdır.





2. Eğitimimiz bilimsel olmalıdır.





3. Eğitimimiz uygulamalı olmalıdır.





4. Eğitimimiz karma olmalıdır.





5. Eğitimimiz laik olmalıdır.






Tabi bu ilkeler günümüzde uygulananım derecesi nedir o tartışılır. Ancak Türk eğitim





sistemimizin daha ileri olması için bu ilkelerin uygulanması gerektiği söylenebilir.




Atatürk'ün eğitim felsefesini inceledikten sonra günümüzde eğitim
cumhuriyetten sonra değişimlere uğramıştır. Cumhuriyetten sonra gelen
hükümetler hep kendi zihniyetlerine uygun eğitim politikalarını
oluşturmuştur. Bu da Türkiye cumhuriyetinde bir eğitim karmaşasına
sebep olmuştur. Yani her gelen ya bir şey almış veya bir şey koymuştur.
Türk eğitim felsefesinin yukarıda saydığımız eğitim ilkelerine uygun
olması gerektiğine inanıyorum çünkü bu ilkeler bizi muasır medeniyetler
seviyesine çıkaracaktır. Ancak günümüzde yeni hükümet AKP hükümeti
birazda olsa eğitimin kalitesini artırmak için bir şeyler yapmaya
çalışmaktadır ancak bunlar yeterli değildir. Son dönemlerde eğitime
ayrılan bütçenin savunma bütçesinden fazla olması gibi bir uygulama
önemli ve olumlu bir uygulamadır. Son dönem Osmanlı imparatorluğunda
olduğu gibi hala kızların okullu olmaması gibi bir uygulama az da olsa
kırsal kesim dediğimiz bölgelerde hala devam etmektedir. Bunu aşmak
için devletin haydi kızlar okula kampanyası dikkate şayan bir
uygulamadır. Bundan başka devletin halen uygulamakta olduğu eğitime
%100 destek kampanyası da eğitim için çok önemli bir uygulamadır. Bu
konuda biz halk, aydın, ve işçi, memur, v.b. herkese düşen görevlerin
olduğunun daima bilincinde olmamız gerektiğine inanmaktayım. Onun için;
devletimizin eğitim için yaptıklarını sonuna kadar desteklemeliyiz ve
elimizden gelen her şeyi ortaya koymalıyız. Çünkü; çocuklar bizim
çocuklarımız, okullar bizim okullarımız, kısacası devlet bizim
devletimizdir. Özellikle ülkemizde hala devam etmekte olan kızların
okula gönderilmemesi gibi çağdışı uygulamaların önüne geçmek için hep
beraber el ele vererek çalışmalıyız.

_________________
üye olun bilgilerinizi sallayın...

Hayat boştur kafa hoştur elimde lise kitapları koştur Allah koştur...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://rizelisesi.yoo7.com
MüDüR
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi


Erkek
Mesaj Sayısı: 483
Yaş: 23
Nerden: Güneşin Sağına Doğru 4.Gezegen...
Okul: rize lisesi
Sınıf: 11-tm-B
Ruh hali: Ölü
Hangi takımlısın: BjK
Müzik:: Rap
Reputation: 0
Puan: 51960
Kayıt tarihi: 22/08/07

Oyun
Üye Üye:
100/100  (100/100)
İyi Üye: 30

MesajKonu: Geri: Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler   2007-10-19, 09:31

MİLLİ EĞİTİM






Eğitim, bir insanın kabiliyet ve davranışlarını geliştirmek, toplumun
iyi değerlerini benimsetmek için yapılan işler ve uygulanan yollardır.
Millî eğitim, bir milletin genç nesillerini o milletin maddî ve manevi
değerlerinin gösterdiği hedefler içinde, ideal insan tipi olarak,
yönlendirme ve yetiştirmedir. Eğitimin konusu insandır. Eğitime önem
veren toplumlar, huzur ve kalkınma için gereken en önemli yatırımı
yapmış sayılırlar. İyi bir vatandaş, ancak iyi bir eğitim sayesinde
yetiştirilebilir.




Eğitimde geri kalan toplumlar, gelişme ve ilerleme sürecini
yakalayamazlar. Ailede başlayan eğitim, okullarda devam eder ve insan
hayatının her dönemini kapsar. Eğitim, bir ülkede millî birlik ve
beraberliğin sağlanmasında en önemli unsurdur. Ülke kalkınması, ancak
eğitimde birlik sağlanması ile gerçekleştirilebilir.




Her yenileşme hareketinin başarısı, eğitim alanındaki başarıya
bağlıdır. Kalkınmanın, akıl ve bilimin önderliğinde gerçekleşeceğine
inanan Atatürk, millî eğitime büyük önem vermiştir.




Hiçbir devlet kurucusu Atatürk kadar eğitime önem vermemiştir. Atatürk
bir sözünde "Maarif vekili olarak, millî irfanı yükseltmeye çalışmak en
büyük emelimdir." demiştir. Başka bir konuşmasında "Eğitimdir ki bir
milleti ya hür, müstakil, şanlı, âli bir heyeti içtimaiye hâlinde
yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder." diyerek eğitime
verdiği önemi dile getirmiştir.




Memleket sorunlarının çözümü ancak iyi bir eğitimle mümkündür.
Eğitim ve öğretimdeki gelişme düzeyi bir toplumun kalkınmışlığının
aynasıdır.

Eğitim, çağdaş ve millî değerlere bağlı olmalıdır. Millî
değerlerden yoksun bir eğitim, millî birlik ve beraberliğin kurulmasını
zorlaştırır. Geri kalmışlık zincirini kırmak, Atatürk'ün gösterdiği
hedefler doğrultusunda çağdaş ve tarihini unutmayan nesiller
yetiştirmekle mümkün olur.




Atatürk, eğitimin yabancı fikirlerden, etkilerden uzak ve millî
değerlerimize uygun olmasını istemiştir. Bu konuyu "Bugüne kadar
izlenen eğitim ve öğretim yöntemlerinin milletimizin tarihsel
gerilemesinde en önemli etken olduğu kanısındayım. Onun için ulusal bir
eğitim programından söz ederken eski devrin boş inançlarından,
toplumsal yapımızla hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan
ve batıdan gelebilen tüm etkilerden tamamen uzak, ulusal
özelliklerimizle ve tarihimizle uyuşabilen bir kültür kastediyorum."
sözleriyle belirtmiştir.




Eğitimin çağdaş ve bilimsel olması gerektiği konusunda ise şunları
söylemiştir: "Evet, milletimizin siyasal ve toplumsal hayatında,
milletimizin zihinsel eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır.
Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türk
milleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün
güzellikleriyle gelişir. Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı
düşünemeyiz. Yurdumuzu bir çember içine alıp dünya ile ilişkisiz
yaşayamayız. Tersine, gelişmiş ve yükselmiş bir ulus olarak uygarlık
alanı üzerinde yaşayacağız. Bu yaşam ancak bilimle, teknikle olur.
Bilim ve teknik nerede ise oradan alacağız ve her yurttaşın kafasına
koyacağız. Bilim ve teknik için sınır ve koşul yoktur." Eğitimde
kalkınma bir milletin topyekün kalkınması demektir.





Atatürk, Kütahya ilimize yaptığı bir gezide öğretmenlere "Memleketimizi,

toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya
ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri
milletin geleceğini yoğuran irfan ordusu. Bu iki ordunun ikisi de
hayatîdir. Bir millet savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde
ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna
bağlıdır." diye seslenerek eğitimin bir milletin hayatındaki önemini
belirtmiştir.




Bir devlet, eğitim çağındaki kuşaklara, iyi ve kötüyü, kalkınmayı,
millî birlik ve beraberlik ülküsünü ancak eğitimle verebilir. Eğitimine
önem vermeyen milletlerin kalkınmaları mümkün değildir.




Genç kuşaklar, güçlü bir millî eğitimle, gerektiğinde millî menfaatler
konusunda kendi çıkarlarını hiçe sayan, her türlü fedakârlığı yapmaya
hazır bir ruhla yetiştirilmelidir.





TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU VE MEDRESELERİN KALDIRILMASI








Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, diğer kurumlar gibi eğitim
kurumları da büyük bir çöküntü içinde idi. Osmanlı Devleti'ndeki eğitim
kurumları olan medreseler, Kuruluş ve Yükseliş dönemlerinde gerek
eğitim kadrosu, gerekse programları bakımından çok ileri bir
seviyedeydi.

Fakat 17. yüzyıldan itibaren, devletin diğer kurumlarındaki gerilemeye paralel olarak eğitim kurumları da geriledi.





Devletin yıkılışını önlemek amacıyla yapılmaya başlanan yenilikler
çerçevesinde, eğitim kurumları da yeniden düzenlendi. 18. yüzyılın
sonlarında ordunun subay, teknik eleman ve doktor ihtiyacını karşılamak
üzere, çağın gereklerine uygun okulların açılmasına başlandı. Tanzimat
Dönemi'nde, askerî okullardan başka, Avrupa'dakilere benzer modern
eğitim kurumları açıldı. Medrese ve modern devlet okulları dışında,
kendi dillerinde eğitim yapan azınlık ve yabancı okulları da vardı. Bu
okullarda okutulan farklı dersler sebebiyle ayrı duygu ve düşünce,
değişik kültür ve davranışa sahip insanlar yetişti. Bu uygulama, ülkede
millî kültürün gelişmesine büyük ölçüde engel olmaktaydı. Bu sebeple
millî bir kültür oluşturulamıyordu.




Kurtuluş Savaşı'nın amacı millî birliğin sağlanması ve çağdaşlaşma
olduğu için, Osmanlı eğitim sistemi devam ettirilemezdi. Daha Kurtuluş
Savaşı yıllarında Mustafa Kemal, eğitim konusunda da çalışmalara
başlamıştı. 16 Temmuz 1921'de yaptığı bir konuşmada millî kültürün
önemi ve gerekliliğinden bahsederek, eğitim ve kültür konusundaki
bölünmüşlüğün kaldırılmasını savundu. Osmanlı Devleti'nde var olan,
mektep-medrese ayrımının kaldırılacağını söyledi. Eğitimin
yaygınlaştırılarak bilgisizliğin yok edilmesi gerektiğini vurguladı.




Büyük zaferden sonra çağdaş bir eğitim sisteminin kurulması için
düşündüklerini uygulamaya koydu. Bu amaçla Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nde 3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu
kabul edildi. Bu kanunla, medreseler kaldırıldı ve Türkiye Cumhuriyeti
sınırlan içindeki bütün okullar, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlandı.
Böylece eğitim kurumlarının bir çatı altında toplanması ve eğitimin
millî bir nitelik kazanması sağlandı.




2 Mart 1926'da maarif teşkilâtı hakkındaki kanun kabul edildi. Bu
kanunla lâik eğitime uygun, ilk ve ortaöğretim programlan belirlendi.
Eğitim hizmetleri, modern bir hâle getirildi. Bundan sonra millî ve
lâik eğitimi yaygınlaştırmak için, hızla ilkokullar, ortaokullar,
liseler ve yüksek okullar açıldı. Bunların yanı sıra meslek okulları da
açıldı. İlkokul zorunlu hâle getirildi.




Eğitim ve öğretimde çağdaş ülkeler seviyesine çıkmak için yeni
programlar geliştirildi. Atatürk, Türkiye'de millî eğitimin
kuruculuğunu da yapmış oldu.





YENİ TÜRK HARFLERİN KABULÜ



Cumhuriyet Dönemi'nin en önemli inkılâplarından birisi de Harf İnkılâbı'dır.

Türkler, tarih boyunca değişik alfabeler kullanmışlardır. Türklerin
kullandığı ilk alfabe, Göktürk Alfabesi'dir. Bu alfabe aynı zamanda ilk
millî alfabemizdir. Bundan sonra Uygur Türkleri kendilerine mahsus bir
alfabe kullandılar. İslâmiyet'in kabulünden sonra Arap Alfabesi
kullanılmaya başlandı. Arap harfleri, Türk Dili için uygun değildi.




İlerlemenin önündeki en büyük engel cehaletti. Milleti bu durumdan
kurtarmaya kararlı olan Mustafa Kemal, kurtuluşun yolunu da şu sözü ile
gösterdi: "Büyük Türk milleti, cehaletten az emekle kısa yoldan ancak;
kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile
sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Lâtin esasından alınan Türk
alfabesidir."




Okur-yazarlığı yaymak ve cehaleti kısa zamanda gidermek için,
Atatürk'ün emriyle bir komisyon kurulup yeni Türk alfabesi hazırlandı.
Harf İnkılâbı'nın ilk müjdesini Mustafa Kemal 8 Ağustos 1928'de,
İstanbul'daki Sarayburnu Parkı'nda halka şöyle duyurdu: "Arkadaşlar,
bizim güzel ahenkli zengin dilimiz yeni Türk harfleri ile kendini
gösterecektir. ... Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Vatandaşa,
kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve
milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki
bir milletin, bir toplumun yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde sekseni
bilmezse, bundan insan olanlar utanmalıdır."




Bundan sonra yeni Türk harflerinin yaygınlaştırılması için bir
seferberlik başlatıldı. Başöğretmen Atatürk, yurt seyahatine çıkıp,
kara tahta başında yeni Türk harflerini vatandaşlara öğretti. Ankara'da
toplanan öğretmenler birliği kongresinde, öğretmenler, Atatürk'ün
açtığı bu yeni yolda sabırla çalışacaklarına ant içtiler. Üç ay gibi
kısa bir zamanda inkılâp gerçekleşti,




1 Kasım 1928'de, yeni Türk harflerinin kabulüne ilişkin kanun, Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi. Kanunun kabul
edilmesinden sonra geniş halk kitlelerine okuma yazma öğretmek üzere
"Millet Mektepleri" açıldı.




Atatürk, Millet Mektepleri Başöğretmeni ilân edildi (24 Kasım 1928).


Böylece, eğitim ve kültür hayatımızda yeni bir dönem başlamış oldu





Zeki Aslan


Bekirhoca.com

_________________
üye olun bilgilerinizi sallayın...

Hayat boştur kafa hoştur elimde lise kitapları koştur Allah koştur...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://rizelisesi.yoo7.com
MüDüR
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi


Erkek
Mesaj Sayısı: 483
Yaş: 23
Nerden: Güneşin Sağına Doğru 4.Gezegen...
Okul: rize lisesi
Sınıf: 11-tm-B
Ruh hali: Ölü
Hangi takımlısın: BjK
Müzik:: Rap
Reputation: 0
Puan: 51960
Kayıt tarihi: 22/08/07

Oyun
Üye Üye:
100/100  (100/100)
İyi Üye: 30

MesajKonu: Geri: Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler   2007-10-19, 09:32

DİL DEVRİMİ






Dil, milli yapıyı oluşturan, sağlamlaştıran ortak bağdır. Atatürk, Türk
Dilini kendi milli asil benliğine kavuşturmayı ve kendi benliği içinde
zenginleştirerek büyük bir kültür dili haline getirmeyi, 12 Temmuz 1932
tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni (Türk Dil Kurumu) kurarak
gerçekleştirmeye çalışmıştır. Tarih anlayışında olduğu gibi, milli
kültürümüzün temeli olan dilde de millileşmek bir zorunluluktu.
Atatürk, dildeki bağımsızlığı siyasi bağımsızlığın bir parçası
sayıyordu.




Dil devrimi, Türk Devrimi'nin temel prensiplerine de uygun olarak
dilde millileştirme ve bu akıma güç kazandırma devrimidir. Atatürk,
Türk Dili Tetkik Cemiyetini kurduğu 1932 yılında TBMM'ni açış
konuşmasında; "Milli kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk
Cumhuriyeti'nin temel dileği olarak temin edeceğiz. Türk dilinin, kendi
benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün
devlet teşkilatımızın, dikkatli, alakalı olmasını isteriz", sözü ile,
dildeki gelişme ve sadeleşmeyi sadece toplumda bir akım olarak değil,
yasama ve yürütme organına da, düşen bir görev olarak göstermiştir.

Atatürk'ün 1932 yılında başlattığı dil devrimi çalışmalarına,
milli kültür politikasının gerekli kıldığı bir anlayışla eğilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet felsefesinin temelinde, Türk toplumunu
çağdaş medeniyet seviyesinin ön safına çıkarma amacı yer aldığına göre,
dilimizin de uzun vadede böyle bir medeniyet seviyesinin gerekli
kıldığı bütün kelime, kavram ve terimleri karşılayabilecek bir kültür
dili durumuna getirilmesi gerekiyordu. Atatürk'ün çabaları ile,
Türkçe'nin bütün sorunları bir bütün olarak düşünülmüş, sistemli bir
şekilde başarılı çözümlere ulaştırılmaya çalışılmıştır.







SALTANATIN KALDIRILMASI





Mudanya Mütarekesi'nden sonra, Lozan Barış Konferansı için
hazırlıklar başlayınca, Osmanlı Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Hükümeti yanında konferansa katılmak arzusunda olduğunu bildirdi.
İtilaf Devletleri'nin, hala İstanbul'da bir hükümet tanımak ve onu da
Türkiye ile birlikte konferansa çağırmak istemeleri ve bu hükümetin de,
delegeleri beraberce seçmek için Büyük Millet Meclisi'ne başvurması,
Mustafa Kemal Paşa'yı harekete geçirdi.




Sadrazamı Tevfik Paşa'nın barış konferansında görüş ve sözbirliği,
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına çektiği telgraf, Mecliste tepkiyle
karşılandı. Gerek Mustafa Kemal Paşa'nın, 24 Nisan 1920 tarihli
önergesinde ve gerekse 20 Ocak 1921 tarihli Anayasada egemenliğin
millette olduğu ilan edilmişti.




Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve pek çok milletvekilinin ortak
teklifi 30 Ekim 1922 günü TBMM'de görüşülmeye başlandı. Önergede
Saltanatın kaldırıldığı belirtiliyordu. Saltanatla birleşmiş olan
"halifelik" ise ondan ayrılacaktı. Ateşli görüşmeler sırasında şu
düşüncelerin Meclis Genel Kuruluna hakim olduğu görüldü: Saltanat,
Halifelikten ayrılsın ve kaldırılsın. Halifeyi biz seçelim; -Saltanat
ve Halifelik birbirinden ayrılamaz. Bu nedenle, eğer Saltanat
kaldırılırsa Halifelik de kalkmış olur ki, böyle bir durum düşünülemez.
Görülen şuydu: Başta Hüseyin Rauf (Orbay) Bey ve Refet (Bele) Paşa
gibi, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yakın arkadaşlarının bulunduğu bir
grup, Halifeliğin Saltanattan ayrılamayacağını ileri sürüyorlardı.
Saltanatın kaldırılması hakkında kanun tasarısı, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Karma Komisyonunda görüşülürken, hilafetle saltanatın
ayrılamayacağı düşüncesi ileri sürüldü. İlk grubun içinde bulunanlar
ise böyle bir ayrımın mümkün olduğunu belirtiyorlardı. Mustafa Kemal
Paşa söz alarak, tarihsel ve bilimsel açıklamalarda bulunarak, yüksek
sesle şunları söyledi: "Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç
kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez.
Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları
zorla Türk Milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı
(zorla el koymuşlardı). Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame
eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar
ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış
bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını,
hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir.
Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu
behemehal olacaktır. Burada içtima edenler (toplananlar) Meclis ve
herkes meseleyi tabii görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde,
yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı
kafalar kesilecektir."




Mustafa Kemal Paşa'nın bu çok önemli ve tarihi konuşması sonunda,
Karma Komisyon'da, görüşülen teklif hemen kabul edilmiş ve ivedilikle
Genel Kurulda görüşülerek, 1 Kasım 1922'de 308 Numaralı karar olarak
benimsenmiştir. Yeni Türkiye'nin yeni temellerinin de bir ifadesi olan
bu karar ile, hilafet ve saltanat birbirinden ayrılmış, saltanat
kaldırılmıştır. Ertesi gün, TBMM, Osmanlı veliahdı Abdülmecid Efendi'yi
halife seçmiştir. Böylece, çok önemli bir gelişme sağlanmıştır.
TBMM'nin Saltanatı kaldırma kararı, İstanbul Hükümeti tarafından da
benimsenmiştir. Hükümet istifa etmiştir. Devir ve teslim işlerine
derhal başlanmıştır. Bu tutum, Saltanatın kaldırılmasının beklendiğini
de gösterir. Saltanatın kaldırılma kararı üzerine, 17 Kasım 1922'de
Sultan Vahidettin, İngiltere himayesine sığınarak Malaya zırhlısı ile
yurdu terketmiş ve Malta'ya gitmiştir. Oysa Osmanlı tarihinde hiçbir
padişahın düşmana sığınmak gibi bir tutum içine girdiği görülmemiştir.




1921 ve 1924 ANAYASALARI





20 Ocak 1921 Anayasası (Teşkilatı Esasiye Kanunu)





20 Ocak 1921'de, TBMM tarafından kabul edilen ilk Anayasa
(Teşkilatı Esasiye Kanunu), TBMM'nin dokuz aylık çalışmasından ve uzun
görüşmelerden sonra kabul edilmiştir. Bu Anayasa, dağılan ve yok olan
Osmanlı İmparatorluğu yerine yeni bir devletin kuruluşunu hukuki yönden
belirten ve varlığını sağlayan bir eserdir. Yeni Anayasa aynı zamanda
milli egemenliği hakim kılan ve vatanın kaderine milli egemenliğin
temsilcisi Büyük Millet Meclisi'nin el koymasını mümkün kılan ve onun
meşruluğunu da tanıtan, hukuki ve siyasi değeri olan bir belgedir.

20 Ocak 1921'de kabul edilen Anayasa, 23 asıl, bir de ayrı madde
halinde iki kısım olarak düzenlenmiştir. Genel esasları kapsamaktadır.
Anayasanın kısa oluşu, o devrin özelliğinden ileri gelmekteydi. Sadece
olağanüstü şartları ve acil ihtiyaçları karşılamak için, kısa ve özel
bir anayasa hazırlanmıştı. 20 Ocak 1921 Anayasası bir geçiş dönemi
anayasası olarak, Milli Mücadelenin çok dinamik olağanüstü şartlarına
uymakta ve demokratik niteliğinin yanı sıra ihtilalci karakterini de
korumaktaydı. Anayasanın ruhunda ve mantığında kuvvetler birliği
sistemi hakimdi. Milli iradeyi millet namına temsil eden tek yetkili
organın, Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu belirtmektedir.
Başkansız bir Cumhuriyet kuran bu Anayasa ile milli irade Meclis
tarafından tescil edilmekte ve yürütülmekte, böylece kuvvetler birliği
esası, kuvvetlerin şuurlu bir merkezde toplanmasını ve tek bir iradeye
bağlanmasını da şart kılınmaktadır.




20 NİSAN 1924 Anayasası





20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilatı Esasiye Kanunu) olağanüstü
devrin, olağanüstü şartları içinde çıkarılmış dinamik bir dönemin
anayasası idi. Daha sonra, şartlar değişmiş, Cumhuriyet ilan olunmuş,
Türk devrimi aksiyon evresinden yeniden düzenleme, reformlar evresine
yönelmişti. Yeni Türkiye'nin yeni bir Anayasaya ihtiyacı vardı.
TBMM'nde çalışmalar ve müzakereler sonunda, 20 Nisan 1924'te 105
maddeden oluşan yeni Anayasa kabul edildi.

20 Nisan 1924'te kabul edilen yeni devletin ikinci Anayasası,
Milli Mücadelenin kazanılmasından ve Cumhuriyetin ilanından sonra,
demokrasi ilkesine değer veren bir anayasa olarak düzenlendi.

1924 Anayasası, dayandığı ilkeler bakımından, 1789 Fransız
İhtilali'nden itibaren gelişen ferdiyetçi ve hürriyetçi hukuki ve
siyasi ideolojiyi temsil etmekte ve aynı zamanda siyasi fikir
akımlarının tarihi gelişmesinden de faydalanmaktadır. Bu Anayasa
hazırlanırken, 1921 tarihli Anayasanın dayandığı temel esaslardan
esinlenilmiştir. Milli egemenlik, tek meclis ve kuvvetler birliği ve
meclisin üstünlüğü prensipleri, 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu'ndan
alınmış ve geliştirilmiştir.

1924 Anayasası, egemenliğin yalnızca millete ait olduğu ve ancak
TBMM tarafından kullanılacağı esasına uygun olarak hazırlanmıştır.
Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması, ona bir diğer ilahi
veya beşeri otorite ve makamın ortak olamayacağını kabul etmek
demektir. Bu ilkeyle egemenliğin milli niteliği 1924 Anayasasında daha
belirli bir şekilde ortaya çıkmıştır. Kayıtsız ve şartsız millet
egemenliği düşüncesinden hareket eden Anayasanın siyasal sistemi,
böylece devlet içinde Büyük Millet Meclisi tarafından temsil olunan;
tek kuvvet, tek meclis ilkesine dayanmaktadır. 1924 Anayasası meclis
hükümeti ile parlamenter hükümet sistemi arasında bir köprü görevi
görmüştür. 1924 Anayasası, 1921 Anayasasından daha yumuşak bir
kuvvetler ayrımına yer vermiştir. Milli egemenlik ve meclisin üstünlüğü
sistemini geliştirmiş, Anayasa alanını daha geniş ve yaygın bir şekilde
düzenlemiş, kamu özgürlüklerine geniş yer vermiştir.

_________________
üye olun bilgilerinizi sallayın...

Hayat boştur kafa hoştur elimde lise kitapları koştur Allah koştur...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://rizelisesi.yoo7.com
MüDüR
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi


Erkek
Mesaj Sayısı: 483
Yaş: 23
Nerden: Güneşin Sağına Doğru 4.Gezegen...
Okul: rize lisesi
Sınıf: 11-tm-B
Ruh hali: Ölü
Hangi takımlısın: BjK
Müzik:: Rap
Reputation: 0
Puan: 51960
Kayıt tarihi: 22/08/07

Oyun
Üye Üye:
100/100  (100/100)
İyi Üye: 30

MesajKonu: Geri: Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler   2007-10-19, 09:32

ULUSLARARASI SAAT ve TAKVİMİN KABUL EDİLMESİ



Ölçülerde Değişiklikler





1 Nisan 1931 tarihinde çıkarılan 1782 Sayılı Kanunla, eski ağırlık ve
uzunluk ölçüleri değiştirilmiş; arşın, endaze, okka, çeki gibi hem
belirli olmayan hem de bölgelere göre değişen eski ölçüler
kaldırılmıştır. Medeni ölçü sayılan onlu yönteme uygun, metre ve
kilogram gibi uzunluk ve ağırlık ölçüleri kabul edilmiştir. Uzunluk ve
ağırlık ölçülerinde yapılan bu değişiklikler, ülkede ağırlık ve uzunluk
ölçülerinde tek bir sistemin uygulanmasını sağladığı gibi uluslararası
ticari ilişkilerde de yararlı olmuştur.





Takvimde Değişiklik




Ayın hareketlerine göre ayları gösteren, saat, rakam ve tatil
günleri, gerek memleketin iç hayatında, gerekse dünya ile olan
ilişkilerimizde büyük güçlük çıkartıyor, çalışma hayatımızda
karışıklıklara neden oluyordu. 26 Aralık 1925 tarihinde kabul edilen
kanunlarla Hicri ve Rumi takvim kaldırılarak yerine Miladi takvim,
alaturka saat yerine de uluslararası saat kabul edildi. 20 Mayıs
1928'de de uluslararası rakamlar yasallaştı.

Hafta tatili olarak kabul edilen cuma yerine, pazar gününün resmi
hafta tatili günü olması ise, 1935'te çıkarılan bir kanunla
sağlanmıştır.





SOYADI KANUNU





Kişinin soyadının bulunmaması toplum hayatında karışıklara neden
oluyordu. Ayrıca bu durum toplumsal ilişkiler bakımından da bir
ek...likti. Soyadı yerine kullanılan baba adı, doğduğu memleketin adı
ve kullanılan lakaplar, soyadının toplumsal ilişkilerdeki rolünü
oynayamıyordu.

21 Haziran 1934'te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile her
vatandaşın öz adından başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı.
Soyadları Türkçe olacaktı. Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve millet
adları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak
kullanılmayacaktı.

Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258
Sayılı Kanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi
Mustafa Kemal Paşaya Atatürk soyadını vermiştir.

1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla da; "Ağa, Hacı, Hafız,
Hoca, Molla, Efendi, Paşa" gibi, eski toplum zümrelerini belirten
unvanlar kaldırılmıştır. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli
Mücadelede gösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında,
eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak da
yasaklanmıştır.




SANAYİ


Milli Mücadelenin sonucunda, İstanbul, İzmir ve Adana'da hurda bir
durum arz eden birkaç dokuma fabrikası ile İstanbul'da harap bir askeri
fabrika, ülkenin sanayi gücünü oluşturuyordu. Kalkınmak için
sanayileşmek bir zorunluluktu. Sanayi kuruluşlarını teşvik ve koruma
amacıyla, 1927 yılında çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu, sanayinin
tanımını yapmakta ve sınıflara ayırmaktaydı. Her grup, kanunun
getirdiği muafiyetlerden taşıdığı önem derecesinde faydalanmaktadır.
Teşvik-i Sanayi Kanunundan faydalanılarak memlekette bazı sanayi
kuruluşları kurulmuştur. Ayrıca, 1929 yılından itibaren, yüksek gümrük
tarifeleri uygulama imkanı, memleket sanayiini dışarının rekabetinden
koru... geliştirilmiştir.




Bu dönemde devlet, temel tüketim ve ara malları alanında ithal
ikamesi sağlamak amacıyla üç beyaz ve üç siyah projesine öncelik
vermiştir. Un, şeker, pamuklu üç beyazı: kömür, demir ve akaryakıt da
üç siyahı temsil ediyordu. Bu temel malların yurt içinde üretilmesi ile
hem döviz tasarrufu sağlanacak, hem de dışa karşı bu maddeler için
bağımlılık kalmayacaktı.

Devlet bu dönemde, doğrudan sanayi yatırımlarına hemen hemen hiç
iltifat etmemiş, faaliyetini daha çok insan yetişmesine, eğitime ve
altyapı yatırımlarına yöneltmiş, sanayinin özel teşebbüs tarafından
yaratılabileceğini varsaymıştır. Bunun için de özel sermaye
yatırımlarını teşvik edici tedbirlere başvurmuştur.

1931 yılında iktidar partisi CHP, özel sektör girişimlerinin ülke
kalkınmasında yetersiz kalması sonucu, programına devletçiliği almış,
hazırlık ve çalışma devresinden sonra, 1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nı
1934 yılından itibaren uygulamaya koymuştur.

Ancak, 1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nın uygulanmasından önce, çok
önemli düzenlemeler yapmış ve yeni birtakım müesseseler kurulmuştur.
1933 yılında, Devlet Sanayi Ofisi ile Türkiye Sanayi Kredi Bankası
kaldırılarak bunların yerine Sümerbank kurulmuştur. Sümerbank'ın
faaliyetlerinin ana amacı, özel sektör sanayiinin kredi ihtiyaçlarını
karşılamak olmakla beraber, esas görevini sanayi planının uygulanması
teşkil etmiştir. Sümerbank, aynı zamanda daha sonra kurulan diğer
devlet kuruluşlarına da örnek olmuştur.

1935 yılında yeraltı kaynaklarının araştırılması için Maden Tetkik
Arama Enstitüsü (MTA), elektrik enerji kaynaklarının değerlendirilmesi
için Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİE), maden ve elektrik
işletmelerini kurmak ve işletmek amacıyla Etibank kurulmuştur.

1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nda tekstil sanayii, kendir-kesen
sanayii, demir-çelik sanayii, sömikok fabrikası, porselen-çini sanayii,
sudkostik, klor, suni ipek, selüloz ve kağıt tesisleri, şeker sanayii,
süngercilik ve gül sanayileri yer almıştır. Planın uygulanmasına 1934
yılında başlanmış, planda öngörülen tesisler beş yıl içinde
tamamlanarak işletmeye açılmıştır. Yine bu devrede planda yer almayan
askeri fabrikaların modernizasyon ve genişletilmesine de devam
edilmiştir. 1933-1938 yılları, Türk sanayiinin ilk ve planlı kuruluş
safhasıdır. Planlı kalkınma, teknik alanda iş gücü yaratmış ve toplum
yaşantısına büyük ölçüde etki yapmıştır. Özellikle toprağın verimini
artıracak olan tekniğin tarıma uygulanmasının, bütün bir endüstri
hayatının gelişmesi ile mümkün olabileceğini de ortaya koymuştur.




TÜRK ALFABESİNİN KABULÜ





1 Kasım 1928'de Latin esasından alınan harfler, (Türk dilinin
özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek) "Türk harfleri"
adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmiştir. Yazı dilinde kullanılan
Arap harflerinin yerine Türk harflerinin alınmasını ifade eden Harf
Devrimi yapılmıştır.




Arap harflerinin Türkler tarafından kullanılması, İslamiyet'in
kabulünden sonra başlamış ancak bu harfler, Türk diline hiç bir zaman
uyamamıştır. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Harf
İnkılabının hedefi, okuyup yazmayı kolaylaştırmak ve yaymak, modern
öğretim ve eğitimin gerçekleşmesini sağlamaktı. Harf İnkılabının ilk
adımı, 20 Mayıs 1928'de 1288 sayılı kanunla, Arap rakamlarının
kullanılmasına son verilerek, uluslararası rakamların kabulü ile
başlamıştı.

Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul'da Sarayburnu Parkı'nda
düzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka duyurmuştur;
"Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul
ediyoruz. Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız (dilimiz)
yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri
kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve
anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz.
Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehal pek
çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizin
yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduğunu
gösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün
millete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz"
demiştir. Harf Devrimi, büyük bir tarihi olaydır. Çünkü, sosyal,
kültürel ve siyasi alanda geniş yankıları olmuştur.

1 Kasım 1928'de Latin alfabesine dayalı yeni Türk Alfabesinin
kabulünden sonra, 24 Kasım 1928'de yayımlanan Millet Mektepleri
Talimatnamesi gereğince, yurdun her köşesinde Millet Mektepleri
açılmış, halka yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir. Atatürk bu
çalışmalara "Millet Mektepleri Başöğretmeni" sıfatıyla katılmıştır.




_________________
üye olun bilgilerinizi sallayın...

Hayat boştur kafa hoştur elimde lise kitapları koştur Allah koştur...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://rizelisesi.yoo7.com
MüDüR
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi


Erkek
Mesaj Sayısı: 483
Yaş: 23
Nerden: Güneşin Sağına Doğru 4.Gezegen...
Okul: rize lisesi
Sınıf: 11-tm-B
Ruh hali: Ölü
Hangi takımlısın: BjK
Müzik:: Rap
Reputation: 0
Puan: 51960
Kayıt tarihi: 22/08/07

Oyun
Üye Üye:
100/100  (100/100)
İyi Üye: 30

MesajKonu: Geri: Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler   2007-10-19, 09:32

TARİKAT, TEKKE ZAVİYE ve TÜRBELERİN KAPATILMASI






Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve
zaviyeler zamanla yozlaşmış ve toplumsal alanda bölünme ve
gruplaşmalara sebep olmuştu. Uygar ve ileri bir millet olma amacını
güden toplumumuz için tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi engeller
kaldırılması zorunlu kurumlardı. Atatürk, Kastamonu'da 30 Ağustos
1925'te söylediği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin
kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermiştir;
"Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir).
Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,
dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki
tarikat, medeniyet tarikatıdır."




30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve
türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve birtakım unvanların
kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte,
şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık,
emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber
vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve
sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu
unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır.




ŞAPKA, KILIK ve KIYAFET DEVRİMİ





Atatürk, 23 Ağustos 1925'te Kastamonu ve İnebolu'ya yaptığı
seyahatlerde şapkayı halka göstererek giysi devriminin ilk işaretini
verdi. "Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz,
zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni ve
beynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onu
giyeceğiz." diyen Büyük Atatürk, 27 Ağustos 1925'te de İnebolu'da
"Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni ve
beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir
kıyafettir." diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulü
gerekliliğini belirtmiştir. Atatürk'ün uyarması üzerine daha 25 Kasım
1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapkayı
giymiş ve bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında iyi
karşılanmıştı. Bundan sonra, cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bu
kıyafetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına tanınmıştı.





CUMHURİYET'İN İLANI





Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1922'de aldığı tarihi
kararında, saltanata son vermiştir. Bu tarihi kararın da açık bir
belirtisi olarak, 1921 Anayasası ile yeni siyasal rejime geçilmiştir.
Ancak, Cumhuriyet resmen ilan edilmemiştir.




Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Nisan 1923'te seçimlerin
yenilenmesine karar vermiş ve yeni kurulan Meclis, Lozan'da elde edilen
antlaşmayı onaylamıştır. Lozan Barış Antlaşması'nın kabulü ve 6 Ekim
1923'te Türk Ordusunun İstanbul'a girmesi ile Türk vatanının bütünlüğü
gerçekleşmiş ve böylece bir devir kapanmış ve yeni bir devir
açılmıştır. Siyasal rejimin 23 Nisan 1920'den itibaren kaydettiği
gelişmelere uygun devlet şeklini bulmak da bir zorunluluk haline
gelmiştir.

Cumhuriyet'in Kabulü 25 Ekim 1923 günü gelişen bir kabine
bunalımı, Büyük Millet Meclisi'nde çalışma güçlüğünü ortaya çıkardı. 28
Ekim 1923 günü akşamına kadar kabine kurulamaması üzerine, Gazi Mustafa
Kemal Paşa, Çankaya köşkünde yemek sırasında arkadaşlarına; "Yarın
Cumhuriyet ilan edeceğiz" diyerek görüşünü açıklamıştır. 29 Ekim günü
Halk Fırkası Meclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun oluşturulması
konusunda tartışıldı. Sorun çözülemeyince, Gazi Mustafa Kemal Paşa'dan
düşüncelerini açıklaması istendi. Mustafa Kemal Paşa, bunalımdan çıkış
yolunu Anayasanın değiştirilmesi zorunluluğu ile açıkladı. Cumhuriyetin
ilanını hedefleyen tasarıyı da grubun bilgisine sundu.

Grupta cereyan eden uzun müzakereler sonunda, Cumhuriyetin ilanı
kabul edildi. Parti Grubu'ndan sonra, Meclis toplanarak hazırlanan
kanun tasarısını aynen kabul etti. "Yaşasın Cumhuriyet" sesleri
arasında gece saat 20.30'da Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanı
1921 tarihli Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 364
No.'lu Kanunun kabulü ile olmuştur. Bu kanunla, Anayasanın 1, 2 , 4,
10, 11 ve 12'nci maddeleri önemli ölçüde değiştirilmiştir. Bu önemli
değişiklikler, 29 Ekim günü yapılmış ve aynı gün, Cumhurbaşkanlığı
seçimi yapılarak, Gazi Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle yeni Türk
Devletinin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.





ANKARA'NIN BAŞKENT OLUŞU





Lozan Barış Antlaşması'nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra,
İstanbul 23 Eylül 1923'ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim
1923'de İstanbul'un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılması
tamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul'dan ayrılması, gündeme
hükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa (İnönü) hükümet üyesi
olmakla beraber, Ankara'nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim
1923'te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarak
TBMM'ne verdi. İsmet Paşa, Ankara'nın hükümet merkezi olması konusunu
acil bir sorun olarak görmekte ve Lozan'dan itibaren zihnine yerleşmiş
bulunduğunu ifade etmektedir. İsmet Paşa'ya göre, Ankara'nın başkent
olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır: "Lozan'da Batı
dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum.
Bunlar İstanbul Hükümeti'ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni
devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunu
her hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin daha
ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan
tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan
Antlaşması'yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi
endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu'nun ortasında bulunarak ve bir
Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".

İsmet Paşa'ya göre; Ankara'nın hükümet merkezi olması meselesinin,
hilafetle bir ilgisi yoktur. Fakat, Ankara hükümet merkezi olunca,
hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor: "Gerçi biz
hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara'nın
hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul'da bulunması,
ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır."

Teklif edilen Anayasa maddesi gayet kısadır: Türkiye Devletinin
makarrı idaresi Ankara şehridir." Ancak teklif edilen kanun maddesinin
gerekçesi, Ankara'nın yeni Türkiye'nin merkezi olması gereğini
açıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye'nin varlığının, ülkenin
kuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu'nun merkezinde
başkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum,
iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu.

13 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile
Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin
İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin
ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele'nin
başından beri uygulanan Ankara'nın İstanbul'a hakim olacağı esasının
bir sonucu idi.





ANKARA'NIN BAŞKENT OLMASI İÇİN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA VERİLEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİ


Yüksek Başkanlığa,




Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün
uygulanması son bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulan
Türkiye'nin fiilen kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en
değerli beldelerinden İstanbul'umuz, İslamiyet'in hilafet merkezi olma
durumunu, İslam alemi içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma
vasıtalarına emanet edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer
taraftan Türkiye Devleti'nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nde karar vermek zamanı gelmiştir.

Bir devletin merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni
Türkiye'nin idare merkezinin Anadolu'da ve Ankara şehrinin seçilmesini
gerekli kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için
kabul edilen hükümler, yeni Türkiye'nin varlığının esası, memleketin
kuvvet kaynakları ve gelişmesini Anadolu'nun merkezinde tesis etmek
gereği, coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış
güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle
özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli
gerekçe sayılacak durumdadır. Devletin idare merkezinin yeni bir
şekilde tesis ve gelişmesine bir an önce başlamak iç ve dış
tereddütlere son vermek için alttaki kanun maddesinin kabulünü arz ve
teklif ederiz.







Kanun maddesi : Türkiye Devleti'nin idare merkezi Ankara şehridir.
9 Ekim 1923 Malatya:İsmet İnönüÇorum:Ferit TörümküneyDiyarbakır:Zülfü
TiğrelErtuğrul (Bilecik)r.Fikret
OnuralpKütahya:Seyfi AydınMalatya:Hilmi OytaçKastamonu:M.
MahirErzurum:RüştüErzincan:SabitSivas:RahmiBursa:Necati
KurtuluşBursa:Refet (Canıtez)Konya:Kazım Hüsnü Beyİstanbul:Ali Rıza
BebeKarahisarıSahip:M. Kamil





HALİFELİĞİN KALDIRILMASI


1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile, Sultan-Halife gibi,
çifte görevi olan Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları,
devlet yetkileri alınmıştı. Eski Osmanlı hükümdarına sadece, dini
başkanlık yetkiler tanınmıştı. Hükümet, TBMM'nin seçtiği Halife
Abdülmecid Efendi'den, sadece Müslümanların Halifesi ünvanını
kullanmasını, gösterişli hareketlerde bulunmamasını istemişti.
Abdülmecid, halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı
olarak, "Halife-i Müslimin" ünvanından başka sıfat ve ünvanlar taşı...,
Cumhuriyet hükümetinin talimatı dışına çıkmıştır.

Bazı politikacılar ise; "Hilafet aynı hükümettir, hilafetin hukuk
ve görevini iptal etmek hiç kimsenin hiç bir meclisin elinde değildir"
diyerek, Halife'yi, Padişah gibi yaşatmak istiyorlardı. Bu durum
halifelik kurumu hakkında bir an önce önlem alınmasını gerektiriyordu.
Fakat Gazi Mustafa Kemal Paşayı halifeliğin kaldırılması için zorlayan
önemli sebep, Halife mevcut oldukça Türkiye'de yapılması zorunlu olan
sosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.

3 Mart 1924 tarihli, "Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmaniye'nin
Türkiye Cumhuriyeti memalik-i hariciyesine çıkarılmasına dair kanun"la
hilafet kaldırılmıştır. Böylece, yeni Türkiye önemli bir adım daha
atmıştır. Hilafetin kaldırılmasının Türkiye'de ve dünyada geniş
yankıları olmuştur. Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü, bir diğer
kanunla da Şer'iye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) kaldırılmıştır.
Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekalet
tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır. Ayrıca
aynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekaleti de kaldırıldı. Böylece
ordu siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhid-i Tedrisat
kanunu da o gün kabul edilmişti.





TÜRK MEDENİ KANUNU


17 Şubat 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ve 22 Nisan
1926'da kabul edilen Borçlar Kanunu İsviçre'den, 1 Mart 1926'da kabul
edilen Ceza Kanunu ise 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'ndan alınarak
yürürlüğü girmiştir. Bu kanunları 1927'de yürürlüğe giren İsviçre'nin
Neuchatel Kantonundan alınan Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu takip
etmiş, 1929'da ise yürürlüğe giren 4 Nisan 1929 tarihli Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu da Almanya'dan alınmıştır.




17 Şubat- 1926'da kabul edilen Medeni Kanun, Türkiye'de laik bir
özel hukuk sisteminin başlangıcını teşkil etmiştir. Bu kanun ile
toplumsal alanda kadın erkek eşitliği sağlanmış, kadınlara istediği
mesleği seçme hakkı verilmiş, resmi nikah mecburi hale getirilmiş, tek
eşle evlilik sistemi benimsenmiş, kadınlara miras konusunda eşitlik
ilkesi getirilmiş, boşanmalarda kadın güvence altına alınmıştır. Ayrıca
Medeni kanunla Patrikhanelerin din işleri dışındaki azınlık haklarını
kontrol yetkisi kaldırılmıştır.




TARIMDA DEVRİM





Büyük zaferin kazanılmasından önce, Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1922
tarihinde TBMM'yi açış konuşmasında köylü ve tarım sorunlarına
eğilmiştir. "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan
köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak
kazanmış ve layık olan köylüdür." Atatürk, İzmir İktisat Kongresi'nde
yaptığı konuşmada tarımın önemi üzerinde durmuş; "Kılıç kullanan kol
yorulur, fakat saban kullanan kol, her gün kuvvetlenir."
değerlendirmesini yapmıştır.




Köylünün en büyük sıkıntısı, aşar veya öşür denilen mahsulünün onda
birini vergi olarak ödemesiydi. Büyük bir mali fedakarlığı göze alan
hükümet, 1925 Şubatında Aşar Vergisini kaldırdı. Böylece köylü ağır ve
sıkıntılı bir vergi sisteminden kurtulmuş oldu.

1925'te çıkarılan başka bir kanunla Hükümet, köylüyü
topraklandırmak amacı ile bedelini yirmi yılda ödemek üzere toprak
dağıttı. Ziraat Bankası, küçük çiftçilere kredi kolaylıkları tanımakla
ve faiz haddini düşürmekle yararlı hizmetler yaptı. Kooperatifçiliğe
önem verildi. Tarım Kredi Kooperatifleri, Ziraat Okulları ve Yüksek
Ziraat Enstitüsü açıldı.

Köylüye yararlı olmak ve yardım sağlamak amacı ile tohum ıslah
istasyonları, numune çiftlikleri açıldı. Traktör kullanımı teşvik
edilerek, ucuz alet ve makina dağıtımı yapıldı. Atatürk çiftlikler
kurarak ve modern yöntemler uygula... çiftçilere örnek oldu.

_________________
üye olun bilgilerinizi sallayın...

Hayat boştur kafa hoştur elimde lise kitapları koştur Allah koştur...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://rizelisesi.yoo7.com
İLLEGAL
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi
Rize Lisesi Gençlik Kulübü Yöneticisi


Erkek
Mesaj Sayısı: 834
Yaş: 22
Nerden: Cehennet
Okul: Rize Lisesi
Sınıf: TMFENSOS
Ruh hali: A-Normal
Hangi takımlısın: BJK
Müzik:: RAP
Reputation: 15
Puan: 51975
Kayıt tarihi: 22/08/07

Oyun
Üye Üye:
10/10  (10/10)
İyi Üye: 30

MesajKonu: Geri: Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler   2007-10-19, 09:58

şahane paylaşımm

_________________




Sorularınız İçin Özel Mesaj Atabilirsiniz

Mail Adresimden de Yararlanabilirsiniz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://rizelisesi.yoo7.com
 

Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
geliyooo7.com ::  :: -